Yeşil

Nisan yağmurlarının hızını kesip yerini tatlı sıcaklara bıraktığı bir akşamüstüydü tek ihtiyacımız olan. Balkonda oturup günün batışını izlerken esen yel ile ürperip, irkildim. Çitlerin ardından koşan belli belirsiz tek bir silüet.

Tanrım! İnsan kaç kere vazgeçer?

Kaç kere mavi gecelerden siyah şafaklara düşer?

Kaç kere derin suda yüzüp bir avuç kara toprakta boğulur?

Kaç kere tüm benliğiyle yerden kalkar sonra yine tüm onuruyla yere düşer?

Daha fazla katlanamam bu resitale, piyanonun tuşları sanki omuriliğimde. Hep mi yanlış bu saatler? Vakit çok erken henüz. Yoo, hayır bu dansı bana lütfetmeyin. Ben dans edemem. Dans etsem bile, sadece bir tek kişiye ayak uydurabilirim yapmayın. 

Yapmayın.

Beni biraz benimle bırakın.

Bir gece habersiz gel
Merdivenler gıcırdamasın,
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın.


Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız
Dokunarak uçalım.


İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki sorma
Anlarsın

-Cahit Külebi, Dost, 1947

"Sorularımın cevabının bu kadar erken geleceğini bilsem, soru sormayı bırakırdım."

Çok ben,hep ben, sadece ben.

Bu şarkı çok sakin bunu değiştirebilir miyiz? 

Minibüste aklıma neler gelmişti öyle, onları yazacaktım ben. Geri Dönüşüm Kutusu neredeydi acaba?

Bazen sen elinden geleni yaparsın ve oldurtamazsın. 78. dakikada gelen penaltı kararı gözlerini doldurur. Ağlarsın.

Çok sevgi zarar veriyorsa, az sevgiden neden yakınıyoruz peki?

Patti Smith bu kadar güzel cover yapmayı nereden öğrendi?

Zahirinin peşine takılmaya korkanlara takıntılı derler. Zahir kelimesini dünyamıza sokan Coelho sen çok yaşa e mi!

Hak etmediğim fedakarlıkları kabul etmek istemiyorum.

Aah! Bu bebek taklidi yapan kızın sesi yine kulağımı tırmalıyor!

İnsanlar gidiyor, değişiyor, yok oluyor. Maddeler arkalarından alay ediyor. 

Habersizim.

-Onu bırak da senden vazgeçeli çok mu oldu çocuk ?

"Kendi peşimi bile bıraktım."
Sait Faik Abasıyanık  (via kedilikadinolacakkiz)

Cuma günleri Beşiktaş İskelesi’nde içine kağıt paramı bir türlü sıkıştıramadığım akbil doldurma makinesidir

Cuma günleri beklediğim otobüsün anında geldiği tek gündür.

Cuma günlerinin anlamı anneannemin benim için aldığı beş çeşit bitter çikolatada gizlidir.

Cuma 23.30’da yeni bir mesaj demektir.

Cuma akşamı mutlu cumartesi sabahlarının ve hüzünlü pazar akşamlarının habercisidir.

Olmayan.

”Sen de aynısını yapacaksın. Kınadıklarının hepsini yapacaksın. Hem de sen de arkana bakmayacaksın. Bir gün ben geldiğimde göreceksin.”

”Bir günün” sonu var mıydı? ”O” gün bir tarih miydi? Bilemedim. Bir çift el yanaklarımdan süzülen göz yaşlarımı siliyor. Ben neredeyim? Ben yanlış bir yerdeyim.

Burada kendime ait hissettiğim en ufak bir şey yok. 


Soğuk bir mart gününün olmazsa olmazı olan kırık beyaz dalgalar iskeleye baş döndürücü bir uğultuyla çarpıyor. Deniz kenarında yürümesek? Üşüyorum.

Anlayamadığım başka bir dünyanın diliyle konuşuyor. Olmaz, diyor. Sen iyisin, diyor. Tekrar olmaz, diyor. Benimse tek odaklandığım nokta önümüzdeki kayalıklarda oturan çiçekçi. Büyük bir rahatlıkla çekirdek yiyor. Arada çiçek satmaya yelteniyor önünden geçenlere. Olmazsa tekrar çekirdeğine dönüyor çöpünü, büyük bir hırs ve el çabukluğuyla denize fırlatıyor. 

Rüzgar birden tenimle temas edince irkildim. Tekrar yanıma döndüm. Yüzünü dikkatle inceledim. Gözleri bankın ucuna bakıyor. Uzun kirpikleri sanki kafasındaki gizleri örtmek istercesine gözlerine sımsıkı sarılmış. 

-Kalkalım mı artık? Yetişmem gerek. Anneannem bekliyor. 

İskeleye giden yol araftan farksız. Konuşmuyor. Ben de konuşmuyorum. Onun yerine köpeğini gezdiren insanların huzurunu içime çekiyorum. 

Huzur istiyorum.

Her yeni doğan güne başlarken bir parçamı kaybetmenin korkusuyla uyanmak istemiyorum.

Ciğerlerime hava yerine dolan ”acaba nerede, ne yapıyor?” sorusunun keskin kokusunu solumak istemiyorum.

İskeleye vardığımızda beynim uyuşmuş bir halde:

-Lütfen bu son olsun, böylesi daha iyi. Her ikimiz için de.

Çünkü bu yaşamak değil bitkisel hayat gibi bir şey

Şüphe, belirsizlik. 

Her gün biraz daha eksiliyorum.

Hiçbir zaman benim olmayan’ın yüzüne her gün bakıp aidiyet arayamam.


Güldü.

+Bunun son olacağını sanmıyorum

-Kahve?

+Hayır benim de yetişmem gerek.

Nereye diye sormadım.

Son cümleden birkaç saniye sonra iskelede yalnızdım. Vapura binerken kafamı çevirdiğimde oradaydı. Gitmemişti. Görünmediğinden emindi. 

Biz hala iskeleye giden arafta yürüyoruz.